"ETME" Mevlana'dan
18/8/2009 · Kategori: Siir _ Edebiyat

Nedir para denen şey? Onu değerli kılan nedir? Üzerinde bir takım figürlerin resimlerin vede rakamların olduğu baskılı kağıt parçası. Biz bu kağıt parçasının peşinde koşuyoruz. Bu kağıt parçası için tüm hayatımızı seferber ediyoruz. Kimi zaman yoruluyoruz, kimi zaman kendimizden ödün veriyoruz, kimi zaman yoldan sapıyoruz bazen de bu kağıt için tehlikeli birer varlık olup çıkıyoruz. Benliğimizi alan bu kağıt için bazen adam bile öldürüyor ve tüm çirkinlikleri yapıyoruz. Ne için? sadece onu kazanabilmek için.
Bizler onu hakedebilmek için başkalarının hayatlarını yaşıyoruz. Nasılmı?
Şimdi soruyorum size; kaçımız sevdiğimiz işlerde çalışıyoruz? Muhtemelen azınlıkdır. Herbirimiz, bende dahil sırf şu lanet kağıt parçasını kazanıp hayatımızı sürdürebilmek adına hiç olmayı düşünmediğimiz yerlerde belkide olmak istemediğimiz insanlarla çalışmak zorunda kalıyor ve tüm o hayallerimizi, içimizden gelenleri, içimizde saklıyarak istemediğimiz hayatları yaşıyor ve hissetmediğimiz o kişiliklere bürünüyoruz.
Kimbilir kaçımızın ne hayelleri vardır yada yapmak istedi bir iş, bir uğraş vs.. Bir çoğumuz da işin getirdiği şekillere bürünmüşüz hiç istemeden. Ben olmakdan çıkmış başka birisi olmuşuzdur aslında farkında olmadan. Bu hayatı ben olarak değil başka birisi olarak yaşamaya devam ediyoruz. Etmekdeyiz. Rest çekme yada seçme şansımız yok! Işte şu lanet para nın insanı soktuğu bu durum karşısında yenilmişiz bir kere….
Peki olmasaydı şu para! icat edilmeseydi ne olurdu?
Nasılki eskiden pirinci ver bulguru al misali takas yoluyla edinebilseydik gereksinmelerimizi? Bu sayede insanlar daha üretken olmazmıydı? Çünkü o yıllarda ne kadar üretirsen o kadar takas etme imkanın olurmuş. O halde daha mutlu yaşarmıydık acaba?
En önemli getirisi olan ve ucu yine paraya dayanan petrol savaşları sona erermiydi acaba?
Yada peşinde koşturcağımız para denen şey olmasaydı neyin peşinde koşardık? Hayellerimizi gerçekleştirecek vakti bulabilirmiydik kendimizde? Para olmasaydı olmak zorunda olduğumuz karekterlerimizden kurtulurmuyduk? Ahlaksızlıklar fuhuşlar adam ödülme, banka soymalar vs. paranın getirdiği tüm pislikler sona erermiydi sizce?
Bazen kendi kendime soruyorum ; para kazanma mecburiyetim olmasaydı ne yapardım nasıl bir yaşamım olurdu? Para ya harcadığım zamanım bana kalsa, hareket etme özgürlüğüm yerine gelse ve sabit olmakdan kurtulsam nasıl bir yaşam sürerdim? Işte o vakit hayalgücüm kıpırdıyor türlü türlü şeyler üşüşüveriyor aklıma…
Sizde düşünün! Şu yazıyı okudukdan sona 10 dakikanızı ayırın bir düşünün bunları? Ve eğer benimle hayalgücünüzü paylaşırsanız memnun olurum. yazmazsanızda olsun kendinizde saklı kalsın...
Para konusunda profösör Keith Chen’ nin çok ilginç bir deneyi ile sonlandırmak istiyorum yazımı;
Profösör Chen nin maymunlar üzerinde yaptığı bu deneyde; maymuna para olarak somun veriliyor ve bir tepsi içinde en sevdiği yiyecekler sunuluyor. Amaç; elindeki somunu yani; parayı kullandırıp yiyecekleri elde etmek. Bu süreç böyle devam ediyor ve en sonunda maymun elindeki somunun yani; paranın gücünü kavrıyor ve somon karşılığında yiyecekleri alıyor. İkinci süreçde; “fiyatlandırma” başlıyor;
bu süreçde de maymunun en sevdiği jöle için 2 somun üzüm için 3 somun gibi ücretlendirme yapılıyor ve bir kaç denemeden sonra tıpkı insanlar gibi ne kadar somunla ne satın alabileceğini kavrıyorlar.
Diğer bir deney gününde, maymunun deney kafesine 12 somun konuluyor. Kafese gelen maymun, gökden para yağmış gibi çığlıklar atarak zıplıyor. Piyango!
Kafesdeki diğer maymunlarda tepsiyi çalma savaşına giriyorlar ve bu durum tarihteki ilk maymun banka soygunu olarak nitelendiriliyor.
Kafesteki kavga biraz yatışınca erkek maymunlardan biri dişi maymuna yaklaşıp, elinde bulunan somunları dişiye veriyor. Bunun karşılığında dişi, erkek maymunla seks teklifini kabul ediyor. Dişi maymun kazandığı parayla araştırmacıya doğru gidip istediği yiyeceği alıyor. Ünlü araştırmacımız Keith Chen de bu olayı maymun tarihinde ilk “fuhuş” olarak adlandırıyor.
Maymunlar üzerinde yapılan bu deneyin maymunların yaşamlarını değiştirdiği ve kişiliklerini bozduğu gerekçesiyle deneyi sonlandırıp maymunlara para verilmesini yasaklıyor.
“Para adamı maymun eder” tabiri burdan gelmiş olsa gerek. demekki para maymunu bile yoldan çıkarabiliyor. Aslında günümüz toplumunda bu tarz çirkin olayların sıkça yaşanmasından dolayı acaba bize niye yasaklanmıyor?
Aylık ücretsiz bilgisayar dergimiz PDf dergi bu ayki sayısında, blogculara yer verip kriterlere uygun olan blogcularla röportaj yapmaktadır.
Geçtiğimiz günlerde kendileriyle bloğum hakkında röportaj yaptık ve bugün yayınlandı.
Blog dünyası ve internet ortamıyla ilgili konulara yer verdik. PDF dergisini, bu çalışmasından ötürü blogcular olarak teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.
Röportajı okumak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.
Efenim siz okuyuculara daha önce fıkralarımdan bir kaç örnek yer vermişdim şimdi en yeni vede komik ötesi bir kaç tane daha ilave etmek istiyorum.
JET SKİ' Cİ...
Plajda güneşlenmekte olan Temel in yanına koşarak gelen genç kız :
- Biraz önce burada bir jet-ski ci vardı, acaba onu gördün mü ?
Temel sağına bakar, soluna bakar , doğru düzgün bir adam göremez;
- Şu an nerde olduğunu bilmeyrum ama istersen ben yavaş yavaş yaparum...
YA GİDİYORUM, YA GELİYORUM!...
70 yasina gelen temel, 60'lik karisi fadime'ye'hadi'demis- gel seviselim.
- Ula temel, sevismeyeli 10 yil oldu; unuttum o isi.
temel durur mu? azmis bi kere.
temel'in israri üzerine yatmislar. bi sure sonra temel baslamis titremeye, fadime paniklemis... - ne oluyorsun temel?
- vallahi fadime ben de bilmiyorum;
ya gidiyorum, ya geliyorum!..
METROSEKSÜEL NE DEMEK?
Temel'e sormuşlar:
'Metroseksüel ne demek?'
Temel cevap vermiş:
SOSİS
Çocuğuna babası güzel bir iş kurmak için paçaları sıvamış. Ancak oğlan salak olduğu için hiç bir işi beceremiyormuş. Babası ona ne iş bulduysa hepsini elini yüzüne bulaştırmış berbat etmiş. En sonunda babası komple bir sosis fabrikası kurdurmuş. Çocuğunu elinden tutup, bari işi öğrensin diye hemen fabrikadaki bir sosis makinesinin başına götürmüş.
- 'Bak oğlum' demiş. 'Buradan böyle öküzü yolluyorsun... aha diğer taraftan sosis olarak çıkıyor, bu kadar basit anladın mı?'.
Çocuk dinlemeden başını sallamış, sallamış ta... sonra babasının yüzüne salak salak bakmış ve;
- 'peki buba, burdan sosisi goysak,oteki taraftan öküz olarak çukar mu ?'
diye merakla sormuş. Babası hemen cevaplamış:
- 'Maalesef evladım, o teknoloji bir tek senin ananda var...'
KAYSERİ' Lİ İLE OĞLU...
Kayserili'nin oğlu Kayseriliden para ister:
' Baba 5 milyon verirmisin '
Kayserili: ' 4 milyon mu dedin? Napcan lan 3 milyonu, 2 milyon neyine yetmiyo! Al sana 1 milyon yeter!'
Oğlu parayı almış:'
Hehe... Baba zaten 500 binlira lazimdi... :) '
' Bak sen kerataya...
Demek sahte para vermesem kazıklayacaktın beni...
BIZIM DELIKANLILARIMIZ MEŞHURDUR..
Bir Fransız, Bir İngiliz, Bir Alman, Bir Rus, Bir İranli, Bir
Holandalı, bir Türk barda sohbet ederlerken sira gelmiş memleketlerini övmeğe..
Ingiliz, 'Arkadaşlar..' demiş 'Bizim biramiz çok meşhurdur..Harika biralar üretiriz içmeğe doyamazsiniz..'
Fransiz hemen girmiş konuya 'Bizim kizlarimiz meşhurdur..' demiş,
'Öpmeye kiyamazsiniz'
Alman içini çekip ' Hey gidi memleketim..' demiş, 'Biz öyle
arabalar üretiriz ki binmeğe doyamazsiniz..'
Holandali hemen atilmiş, 'Evlerimiz..' demiş, 'Bizim dünya şirini
evlerimiz meşhurdur..'
Bizim en meşhur şeyimiz övüncümüz KGB'dir..' demiş Rus,
Dünyanin bir ucunda sinek havalansa haberdardir!..'
Söz ona gelince Iranli 'Halilarimiz..' demiş, 'Yumuşaciktir ve çok
meşhurdur..'
Sonra hepsi birden suskun oturan Türke dönmüşler..
sakin sakin bakmış onlara ve gülerek başlamiş söze
Arkadaşlar bizim delikanlılarımız meşhurdur!!!!....' demiş..
'Öyle ki, alır,
Fransizin kizini,
İçer Ingilizin birasını,
Atar Almanin arabasına,
Götürür Holandalının evine,
Yatırır Iran halısının üzerine,
değil kocasinin,
KGB'nin bile ruhu duymaz..'
RESİM SANATI
İlkokul 5. sınıfta resim dersinde ögretmen 'çocuklar konu serbest, hayvan resimleri çizin bakayım' dedi.
10 dakika sonra küçük Ahmet el kaldırdı.Ögretmen yanına geldi.Resim kağıdının üzerinde bir sinek duruyordu.
Çocugun bu sinekten sikayetçi oldugunu zanneden Ögretmen eliyle sinegi kovaladi ama hayvan hiç hareket etmedi.
Biraz daha dikkatli bakinca da sinegin gerçek olmadığını farketti. Bu bir sinek resmiydi.
Öğretmen saskınlıkla sordu:
-Sen mi yaptın oglum bu resmi?
-Evet ögretmenim.
-Peki bir de at resmi yap bakayım.
Küçük Ahmet öyle bir at resmi çizdi ki. At, sanki kağıttan fırlayıp çikacak. O kadar canlı....
Saşıran öğretmen:
-Yavrum beni hemen babana götür. Sen müthis bir yeteneksin.
Burada harcanmaman gerekir.Derhal güzel sanatlara transfer olman lazim. Babanla konusmalıyım, dedi.
Son dersten sonra Ahmet'le beraber yola koyuldular.Dar bir patikadan bir gecekonduya geldiler.
Içerde, yatakta, dizlerini karnına çekmiş, üzerinde yorganı bir adam yatıyordu.
Ögretmen konuşmaya başladı.
-Geçmiş olsun efendim.
-Tesekkürler.
-Ben oğlunuzun....
-Allah kahretsin oglumu.
-Aman böyle söylemeyin, yaptigi resimler...
-Onun yaptığı resimler yerin dibine batsın.
-Ama beyefendi böyle yetenekli bir çocuğun...
-Yeteneğine başlatmayın şimdi.
-Peki ne oldu, niçin böyle kızgınsınız oğlunuza?
-Neden olacak, dün gece eve biraz çakırkeyif geldim.
Bu eş..oğlusu sobanın üzerine çıplak kadın resmi çizmiş..
| Devam edecek... |